Boğaziçi’nde Okuyacak Olmak

Uzun zamandan beri yazı yazmıyordum. Bir tür akıl tutulması bir diğer deyişle de kalem tutulması yaşadım. Bunda sınav sürecinin etkisi vardı dersem biraz beyaz bir yalan söylemiş olurum. Bunun sebebi kendimi bilgisayar oyunları dünyasına biraz fazla olmak suretiyle kaptırmamdı. Uzun zaman sonra Boğaziçi ile ilgili bir yazı ile başlamamın sebebi ise bundan sonraki hayatımın kaba hatlarla çizilmeye başlanmasıdır.

Ülkemiz eğitim sistemini ele alıp geniş çaplı bir yazı yazmak istemiyorum. Fakat bu eğitim sisteminin ne kadar işe yaramaz olduğunu sınava hazırlanırken anlamış olduğumu da belirtmek isterim. İlla ki ülkemiz için de konuşmuyorum, herhangi bir ülkedeki bu tür bir sistemi de kınıyorum. Ne bir sosyolog ne de bir psikoloğum, bu eğitim sisteminin toplum ve birey üzerindeki etkilerini bilimsel bir bakış açısıyla elbet sunamam. Ama bu etkileri yansıtabilirim.

Eğitim sistemimizden bahsediyoruz. Öncelikle eğitim sisteminin bir insanın kaç yılını aldığını görelim. 2010 yılı Dünya Bankası verilerine göre Türkiye’de ortalama yaşam 73.7 yıl. Zorunlu eğitim süresi ise 12 yıl. Kaba bir hesapla hayatımızın 6’da birini zorunlu olarak verilen eğitime harcamak zorundayız. Bu azımsanamayacak bir süre ve bu süre sonunda insanlar kesinlikle bu sistemden bir şeyler kazanmış olmalı. Peki gerçekten bir şeyler kazanıyor muyuz?

Ne yazık ki hayır. Bu eğitim sistemi ve içeriğinden hiçbir vasıf kazanmadığımı açıkça söyleyebilirim. Sadece ailemin desteği ve kendi azmim ile bir şeyler yapabildim, kendimi geliştirebildim. Dürüstçe şunu belirtiyorum:

BOĞAZİÇİ’NE GİRMEK İÇİN BİR YILIN YARISI KADAR ZAMANDAN AZ BİR SÜRE ÇALIŞTIM VE GERİYE KALAN 11.5 YIL TAMAMEN GERİ DÖNÜŞÜMÜ MÜMKÜN OLMAYAN BİR ÇÖP OLDU.

Boğaziçi’nde okuyacak olmaktan memnunum. Fakat ben binlerce öğrencinin geçmişinin bir çöp olmasını ne kendime, ne ülkeme, ne mantığa sığdırabiliyorum. Düşünsenize, benim gibi 6 çocuğun çöp olan eğitim geçmişini yanyana koyun, bir tane insan ömrü çıkıyor. Ve o insan da ancak çöpten adam olmayı hak ediyor.

En çok üzüldüğüm noktalardan biri de benden çok daha iyi hazırlanmalarına rağmen hak ettikleri yerde olmayan, daha düşük bölümlerde ve üniversitelerde okuyan arkadaşlarım olması. Belki doğal seleksiyon diyeceksiniz, taktiğini bilmiyormuş diyeceksiniz. Peki o arkadaşlarım çöp olan geçmişlerini talep etse ne olacak? Nerede kaldı fırsat eşitliği? “12 yıl hepinize aynı müfredatı gösterdim, hadi hepiniz eşitsiniz.” midir fırsat eşitliği?

Bu saatten sonra geçmişimiz çöp oldu diye ağlamak da tabi ki gereksiz. Ama önemli olan sonraki nesillerin böyle bir durumu yaşamamalarıdır. Bu sebeple, ben bizzat kardeşimin eğitimiyle ilgileneceğim. Aslında her ailenin, bilinçli insanın bir çocukla ilgilenmesi, onun eğitimine önem göstermesi gerekir. Hiç kimse kardeşinize, çocuğunuza, kuzeninize sizden daha iyi eğitim koçluğu yapamaz. Onları okutun, bilgilendirin, en önemlisi ise kitap hediye edin ve müzelere götürün. Çünkü o çocuk yıllar sonra ilkokulda öğrendiği hiçbir şeyi hatırlamaz ve yararını görmezken çocukken okuduğu o kitaplar onun hayal dünyasını genişletecek, gördüğü makineler, resimler ona ilham verecek. Ben müzelere çok fazla gitmedim küçükken. Ama okuduğum çoğu kitap hâlâ aklımdadır.

Bir şirketin reklamı vardı ve sloganı şöyleydi: “Hepimiz tatil için çalışıyoruz!” Belki öyle ya da değil. Fakat çoğumuz 10 – 11 yıl boyunca boş zaman harcayıp son 1 – 2 sene üniversite için çalışıyoruz. Hayatımızın verimli yıllarını boşa harcamamak için, siz de insanları bilinçlendirin, çocukları okumaya ve bilinçlenmeye yönlendirin.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s